aDaNa DeMiR SPORLUYUZ
  KÖŞEMİZ
 
İşte Öyle Bir Şey

Islıkla üniversitenin koridorlarında;

Hani yağmurlar yağar da bazen,
Hani gök gürler ya arkasından,
Hani şimşekler çakar peşinden,
İşte öyle bir şey...

Diyerekten yol almak...

 

Şimşekler, kaygılarını güttüğümüz, çarpıklaştırılmış, insana dair olmayan yabancı kaygıların dünyasına sitemdir. Şimşekler, ki onlar içimizde çarptırdığımız, bir yerlere, paylaşıma dair isteklerimizdir. Onları çocukluğumuzda gökyüzünde mavi lacivert, tribünde mavi lacivert görürken, hep var olmanın sporda içleştirilmiş kaygılarıdır. İstanbul takımlarını yenmek, kimsenin beklemediği başarılar yakalamak, biz de varız çığlıklarıdır.

Elle tutabiliyorsak şimşekleri, biz olabilmek içindir. Aynı kaygıları, aynı özlemleri, başkalaştırılmış isteklerle ayrı insanlara yaşatmaktır. O özlemler kabuk kırmaya, yumurtadaki hapis olmaya, tecrite karşı duruştur. Futbol sisteminin devamında bir ideolajik aygıt, devletin baskı aracı ve kapitalist ilişkilerin yoğun olarak yaşandığı bir rant biçimindeyken, bunu belki de bilerek, bunların farkındalığını yaşayarak "şimşekleştirmek" yine aynı kabuktan çıkma direnişinin simgeleridir. Oysa o özlemler her şeyiyle çarpık bir ülkede mavi celeplilerin sopalarından ızdırap yer.Zaten acı olan da, işte o an bildiğinin farkındalığını gizlemesidir. Çağrsını yapamamanın verdiği kekemeliktir acı olan. İşte tam da o an, artık "ayrı insanlar aynı özlemler" varlığından çıkarak, şimşekleştirememenin dayanılmaz körlüğüne katlanamaz bazıları.
Niye yola çıkılmıştır? İçselleştirdiği özlemleri, var olabilmek için verdiği mücadelenin özgünlüğü yok olur.
Sonra tesisleşme, futbolcu transferleri, kupalar olur çakan şimşekler.
O gürleme ise, ıslıktan beter sessiz olur.

Kimsenin olmadığı bir kalabalıkta devam eder Don Quijote...

Hani yağmurlar yağar da bazen,
Hani gök gürler ya arkasından,
Hani şimşekler çakar peşinden,
İşte öyle bir şey...

Don Kişot



Veni Vidi Vici Sözcükleri birer birer dökmeden şu plastik klavyeye, işin ruhunu kavrayabilmek adına hatırlatmalar yapacağım. 1994-95 yılında küme düştük ve yaklaşık 10 yıldır eski adıyla Türkiye 1. Futbol Ligi, medyanın özenti başlığı Süper Lig ve işin ekonomik kısmı Turkcell Ligi bize 10 yıldır uzak. Sebepler, sonuçlar bir kenara, nerelerden geçip nelere katlandığımız da öbür kenara; Adana Demirspor Kulübümüz bu senelerde en çok özbenliğini yitirmiştir. Özkaynaklar, altyapı şehrin biyolojisinde Demirspor'un hep kötü sonuçlar alan, bir türlü istikrar yakalayamayan, halk deyimiyle "ne köy olur ne kasaba" tabiriyle bütünleşmiş bir umutsuz vaka, kansorojen içeren bir takım haline gelmiştir. Herhalde dünyada taraftarını bu kadar çok üzen ama taraftarının üzüntüsüne rağmen takımını kayıtsızca sevdiği bir kaç takımdan bir tanesi. Yani kulübümüzü taşıyan bir taraftarız; her türlü olumsuzluğa rağmen takımımızın peşinde, yanında ve arkasındayız. Kulübün siyaseti, kulübün gelişimi ve sportif faaliyetlerinde başarı olması gerekirken, kulüp birilerinin siyaset yeri ve birilerinin başarıları ile bütünleşti. Yani giderek halktan, bizden, tribünden, şehirden koptu. Neden? Kulübümüzün geçmişi oysa bize bunları söylemez, tarihçemizde bir çok Adanalılık kanunu, Adanalı olmanın, Demirsporlu olmanın, içimizden biri olmanın binlerce örneği var. Yoklukta bile, imkansızlıkta bile mücadele eden, sadece üzerinde taşıdığı elyaf ve naylondan mavi-lacivert forma olan insanlara bakın! Eski fotoğraflara! Hatta eski takım resimlerine; futbolcularımızın, Adana'nın, Adanalı'nın asil ve babayiğit duruşlarına bakın. Size çok şey ifade edecek. Yöneticilerimizin parkalarına, Demiryolcu büyüklerimizin sevdasına bakın, lütfen bakın, ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız. Geçmişle yaşanmaz derler, mazi derler ama ben bu kulübü bir kaç zümre için, bir kaç isim için değil, mavi-lacivert elyaf naylon formanın içinde, çamurda kulak zarı patlayıp oyundan çıkmayan, kolu çıktığı halde kalesini terketmeyen, kafasını kramponun içine sokan, üç kuruş aylıklarını, nafakalarını takımın tozluğuna, topuna harcayan o insanlara, sakatlandığı halde topal kalacağını bile bile takımını yalnız bırakmayan özverinin başkenti Çukurova'nın o güzel, o mert, yüreği ateş gibi insanlarıyla sevdim, anılarını dinleyerek büyüdüm. Şimdi bana kimse şunu, bunu anlatmasın hepsi hikaye. Bana Adana Demirspor'umu geri verin, kebap gibi acı olsun razıyım! Şalgam gibi yanık olsun razıyım! Şampiyonluk ta istemiyorum, göğüs reklamı da, sponsorluk ta! Bana aidiyetimizin, toprağımızın, şehrimizin gözbebeğini geri verin! Hepimizi kör ettiniz yıllardır. Bir gün bu şehirde bu halk tek yürek olacak. Kiminle mi? Mavi- lacivertle! Nasıl mı? Bizlerle! Değerlerimizi kaybetmeden kaybettirmeden!

 
 
  Bugün 2 ziyaretçi (6 klik) kişi burdaydı!  
 
Bu web sitesi ücretsiz olarak Bedava-Sitem.com ile oluşturulmuştur. Siz de kendi web sitenizi kurmak ister misiniz?
Ücretsiz kaydol